Blog rodajda henüz. Zorlamayalım hemen.

20.4.09

2009'da devam

2008 bi acaip geçti. Evlendim. İşi gücü yoluna koydum falan derken birden kriz patlayıverdi. Peşine bir kaç kötü olay ve durum bir anda değişiverdi. Hani Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah isimli bir romanı vardır. Sık sık aklıma o roman geliyor.

Motosiklet dergisine başlarken çok hevesliydik hepimiz. İlk sayıyı çıkarana kadar da işin tahmin ettiğimizden daha zor olduğunu fark etmiştik. Ama zor olması bir şeyi değiştirmiyordu. yapılacak çok iş vardı. Tüm hamallığı, tüm sıkıntıları pek umursamıyorduk. Hatırlıyorum ilk zamanlar bu dergi altı yedi sayı çıkardığında neler değişmiş olacak diye. Şimdi 25. sayıya geldik. O ilk günlerdeki saflığımızdan, enerjimizden, eğlencemizden geriye pek bir şey kalmadı.

O zamanlar rüyamızda görebileceğimiz şeylerin çoğunu da bir şekilde başardık. Pek çok insanın hayallerini süsleyen bir sürü iş de yaptık. Ama bunların bir bedeli oluyor elbette. Düşününce kaybedilen en büyük şey amatör ruhumuzun olduğunu anlıyorum. Bütün sıkıntılara katlanmamızın sebebi olan amatör ruhumuzmuş meğer. Şimdi pro mu olduk? Hayır! Olmak istemedik. Sevmedik biz motosiklet sektöründe iş yapan bir firma olmayı. Hani bir yanda motorculuk var bir yanda dergicilik. Bir yanda heyecan verici bir cihaz diğer yanda bir iş... biz o işi sevmedik yahu. Birisi gelse, iş kısmını halletse biz yine motosiklet kısmında olsak ne güzel olur....



Şimdi oturup muhasebe yapasım yok aslında.

Bugün sabah erken saatlerde bir toplantı vardı. Motosiklet sektörünün içinde bir "iş" yapmak konusunda o kadar dudaklarımız bükülü ki, elimizde binbir çeşit imkan olmasına rağmen ağzımdan biz bu işi yaparız lafı çıkmadı...

Şimdi Savaşer ile birbirimize bakıp duruyoruz. patlak lastik gibi, gazı kaçmış kola gibiyiz...

Hafta sonu motorumla biraz çıkıp dolanayım istedim. Uzun zamandan beri kafama göre çıkıp tek başıma yol yapmamıştım. En son İtalya'ya gitmeden önce İzmit'e piste çıkmıştım. O zamandan beridir binmiyorum. Motorumun sağlığı iyi durumda, tam kuşam giyinmişim, hava şahane, yol güzel. Lakin benim canım hiç sürmek istemedi bir şekilde. Elim gazı çevirmek istemiyor, virajlara yatasım yok. Riva'ya gittim. Çay, sigara'dan sonra geri dönmek için bindim motora.

Seleye oturur oturmaz kendimi bir garip hissetmeye başladım. Son zamanlarda sık sık oluyor bu. İlk binişte her şey gergin, sıkı, rahatsız geliyor. Bir süre sonra mola bitiminde tekrar seleye oturduğumda tam aksine her şey çok berrak, huzurlu geliyor. Eskiden bu kadar keskin bir fark yaşamazdım. Son piste gittiğimde çok açık yaşadım bu hissi. 6 aydan beri piste çıkmıyor olduğum için tedirgindim. İlk seanslar normalden çok yavaş sürdüm. Hiç zorlamadım. Bir moladan sonra seleye oturduğumda zihnimde öyle bir dinginlik-kararlılık-berraklık vardı ki daha ilk turda motosiklet ile aramda gerçekten bir organik bağ varmış gibi hissetmeye başladım. Pistteki diğer arkadaşların söylediğine göre çok akıcı, hızlı, güzel gidiyormuşum. Onca pist gününde kimse sürüşüm hakkında bir çift laf etmezken o gün pek çok insan ağız birliği etmişcesine çok güzel gittiğimi söyleyince şaşırdım. Çünkü bana göre eski halime göre oldukça sakin bile gidiyordum. Acele yok, azmak yok, zorlamak yok... keyifli bir sürüştü tek amacım. Dinginlik insanı hızlandırabiliyormuş demek...
Photobucket
Start düzlüğüne çıkarken... Gixxer 2'den 3'e geçerken burada sık sık kafa kaldırıyordu...

Photobucket
CBR600RR'ın eski kasasını kullanmamıştım. Gixxer'den sonra motoru, düşük devirlerde güçsüz, oturuş pozisyonu baya spor geldi. Sevdim mi? Sevmedim... Rahatlığım, dinginliğim burada oldukça belli...

Photobucket
Son zamanlarda dışarıdaki ayağımı doğru pozisyona getirmek için çok uğraşıyorum. Hala zorlanıyorum. Bu kadar basit bir şeyi insan bu kadar mı zor öğrenir yahu...


Photobucket
Asıl sorunum içerideki ayağım. ağırlığımı bir türlü bu ayaklığa vermekten vazgeçmiyorum...

Neyse... Daha yazarım...

Hele RSV4 olayı var ohooo.. bitmez o hikaye...

Etiketler: , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa